[Özel Haber Gazeteci Naci İŞLER] Temenni Tepesi’nden yetkililere açık çağrı: Bu tarihî mirasın sahibi kim, sorumlusu kim?
Ürgüp’ün kalbinde, Temenni Tepesi’nde tarih bize bakıyor.
Ama biz tarihe bakmıyoruz!
Yüzyıllardır ayakta kalmayı başarmış bir Selçuklu mirası, bugün otların, bakımsızlığın ve ilgisizliğin arasında adeta kaderine terk edilmiş durumda.
İnsan sormadan edemiyor:
Bu ülkenin tarihî eserleri böyle mi korunuyor?
Taşların arasına giren otlar, kökleriyle yapının dokusunu tehdit ediyor. Yağmur suları taş aralarına işliyor. Kışın kar, ilkbaharda yağmur… Her mevsim yapı biraz daha yıpranıyor.
Sonra ne olacak?
Taşlardan biri düşecek…
Bir bölümü çökecek…
Ve biz hep birlikte “Vah vah, ne yazık oldu!” diyeceğiz.
Hayır!
Artık “ne yazık oldu” deme zamanı değil. Şimdi müdahale etme zamanı!
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Portalı'nda yapı “Rüknettin Kılıçarslan IV Türbesi” adıyla kayıtlı. Ürgüp Kaymakamlığı kaynaklarında da Temenni Tepesi'ndeki türbe, Kılıçarslan Türbesi olarak anılıyor; yapının kime ait olduğu konusunda ise farklı tarihî görüşlerin bulunduğu belirtiliyor.
Kimine göre Sultan Rükneddin…
Kimine göre Kılıçarslan…
İsmi konusunda tarihçiler farklı değerlendirmeler yapabilir.
Ama bir konuda kimsenin farklı düşünmemesi gerekir:
Burası tarihî bir eserdir ve korunmalıdır!
Üstelik adı Kılıçarslan ise, Anadolu Selçuklu tarihinin en önemli hükümdarlarından birinin adıyla karşı karşıyayız.
Kılıçarslanların, Selçukluların, Anadolu'nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşması sürecinin tarihini anlatırken kürsülerde, kitaplarda, turizm broşürlerinde övünüyoruz.
Peki gerçekte ne yapıyoruz?
Türbeyi otlara teslim ediyoruz!
İşte asıl çelişki burada.
Bir yandan Ürgüp'ü dünyanın dört bir yanından gelen turistlere “tarih ve medeniyetler diyarı” diye anlatıyoruz.
Diğer yandan o tarihin kendisini koruyamıyoruz.
Bu nasıl bir anlayıştır?
Bu nasıl bir turizm politikasıdır?
Bu nasıl bir kültür mirası anlayışıdır?
YERLİ VE YABANCI TURİST SORUYOR
Temenni Tepesi'ne çıkan yerli ve yabancı ziyaretçiler bu görüntüyü görüyor.
Soruyorlar:
“Burası nedir?”
“Neden bakımsız?”
“Kim koruyor?”
“Neden restore edilmiyor?”
Bu sorulara verecek cevabımız var mı?
“Bilmiyoruz” mu diyeceğiz?
“Bizi ilgilendirmiyor” mu diyeceğiz?
“Başka kurumun görevi” mi diyeceğiz?
Eğer mesele kurumlar arasındaki görev paylaşımıysa, o zaman sorumlu kurum ortaya çıkıp bunu açıklasın.
SORUYORUZ: SORUMLU Kİ?
Nevşehir Alan Başkanlığı mı?
Vakıflar Genel Müdürlüğü mü?
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ilgili birimleri mi?
Ürgüp Belediyesi mi?
Başka bir kurum mu?
Kim sorumluysa çıksın ve açıklasın!
“Bu eser bizim sorumluluğumuzda” desin.
Ya da “Bizim sorumluluğumuzda değil, şu kurum sorumludur” desin.
Ama artık kimse topu birbirine atmasın.
Çünkü ortada kaybolan bir tarih var.
Ve tarih, bürokratik yazışmaları beklemez!
YAN YANA İKİ FARKLI TABLO!
İşin daha da düşündürücü tarafı ise hemen yanı başındaki diğer tarihî yapıların korunması konusunda ortaya çıkıyor.
Bir tarafta ziyaretçilerin ilgisini çeken, bakımı ve korunması gereken bir Selçuklu mirası…
Diğer tarafta ise otların arasında kalmış bir türbe!
Bu durum doğal olarak kamuoyunda soru işaretleri oluşturuyor.
Neden bir yapı korunurken diğeri ihmal ediliyor?
Burada herhangi bir kişi veya kurum hakkında peşinen suçlama yapmak elbette doğru değildir.
Ama kamuoyunun soru sorma hakkı vardır.
Yetkililerin de bu sorulara cevap verme sorumluluğu vardır.
TARİHİ ESERLER FOTOĞRAF ÇEKİLİP GEÇİLECEK YERLER DEĞİLDİR
Ürgüp sadece peri bacalarından, otellerden, restoranlardan ve balonlardan ibaret değildir.
Ürgüp'ün asıl zenginliği tarihidir.
Selçuklu ‘dur.
Osmanlı'dır.
Hristiyanlık tarihidir.
Roma'dır.
Bizans'tır.
Ve bütün bu medeniyetlerin bıraktığı eserlerdir.
Turiste “medeniyetler buluşması” deyip sonra o medeniyetlerin eserlerini kaderine terk edersek, bunun adı turizm değil; tarihin vitrinini kullanıp tarihine sahip çıkmamaktır.
Artık bu görüntüye son verilmelidir.
Önce yapı uzmanlar tarafından incelenmeli.
Çevresindeki yabani otlar, esere zarar vermeyecek şekilde temizlenmeli.
Taşların ve duvarların mevcut durumu raporlanmalı.
Koruma ve restorasyon için bilimsel bir çalışma hazırlanmalı.
Ve en önemlisi:
Bütün bunların ne zaman yapılacağı kamuoyuna açıklanmalıdır.
Çünkü vatandaşın, gazetecinin, rehberin, turistin ve bu şehrin insanlarının bunu sormaya hakkı vardır.
BİR GÜN ÇOK GEÇ OLABİLİR
Bugün ayakta duran bir taşın yarın yerinde olmamasını mı bekliyoruz?
Bir duvarın tamamen yıkılmasını mı bekliyoruz?
Bir fotoğrafın altına “Ürgüp'ün kaybolan tarihî eserlerinden biri” yazılmasını mı bekliyoruz?
Neyi bekliyoruz?
Tarihî eserler, kendi kendilerini koruyamaz.
Onları koruyacak olan biziz.
Devlet kurumlarıdır.
Yerel yönetimlerdir.
Vakıflardır.
Kültür insanlarıdır.
Ve en önemlisi, bu mirasa sahip çıkan toplumdur.
Bu nedenle buradan açıkça çağrıda bulunuyoruz:
Temenni Tepesi'ndeki Selçuklu türbesi için sorumlu kurum açıklansın.
Yapının mevcut durumu kamuoyuyla paylaşılsın.
Temizlik ve koruma çalışmaları gecikmeden yapılsın.
Restorasyon gerekiyorsa süreç başlatılsın.
Ve bütün bunlar bir sonraki seçim dönemine, yeni bir bürokratik yazışmaya veya “ödenek bekleniyor” açıklamasına havale edilmesin.
Çünkü tarih beklemez.
Bugün korumadığımız eser, yarın elimizde olmayabilir.
Ürgüp'ün tarihî mirası birkaç kişinin kişisel meselesi değildir.
Bu, hepimizin meselesidir.
Ve yetkililere son kez soruyoruz:
Temenni Tepesi'ndeki bu tarihî türbeyi kim koruyacak?
Ne zaman koruyacak?
Yoksa bir tarihî eserimizin daha gözlerimizin önünde yok olmasını mı bekleyeceğiz?
📩 İletişim: [naciisler@gmail.com]