Mart-1999 tarihinde yazdığım ve 'Şen Olasın Ürgüp' isimli kitabımda yayımlanan bu makalemi yenileyerek bir defa daha siz okuyucularımızın takdirine sunmak istedim.
Malumlarınız olduğu üzere 1995 yılında genel seçim yapılmıştı. Hangi parti mensubu olursak olalım seçmen olarak bizler ne yaptık? Parti liderleri tarafından seçilen ve kendini hiç görmediğimiz, ismini dahi işitmediğimiz önümüze konan listeye partili olarak oy verdik yani onayladık, büyük ümitlerle seçilenleri meclise gönderdik. Seçimden sonra neler yazıldı? Aynı tarihlerdeki gazeteleri açıp okuyacak olursak hemen hepsi 'şimdiye kadar oluşturulan TBMM'nin en tahsilli, en dürüst, en kaliteli ve en çalışkan bir meclisidir' diye methiyeler yazdı. Ne umutlar bağladık, bağladık da ne oldu? Çok geçmeden umutlarımız her zaman olduğu gibi suya düştü, maalesef o meclis bu gün İFLAS ETTİ. Bir yılda 120 saatlik mesai yapan, Kasım 1998 den bugüne kadar ancak 4 defa toplanabilen (o da kendi maaş artışları için) meclis üyelerine etkili bir tutumumuz ne olabilir? Bu durumlar karşısında bizler seçmen olarak ne yapabiliriz, nasıl etkili olabiliriz, bu gaflet ve delalet uykusundan biz seçmenler ne zaman uyanacağız? Seçimlerden önce bankalar, genel bütçe, çetelerle mücadele, terörist olayları, dokunulmazlığın sınırlandırılması, 2 turlu seçim kanunu ve çeşitli reformları çıkarmadan, yeni seçim için yüzleri kızarmadan seçim bölgelerimize gelen vekillerimize etkili bir davranışımız ne olabilir? Siyasete duyarlı olmalıyız, çünkü geleceğimiz siyasete bağlı. Fakat siyasetçilerinden bu kadar şikayetçi olan tek millet bizleriz. Halbuki o siyasetçileri seçip gönderen yine bizleriz, aslında patron bizleriz. Siyasetçiler seçilene kadar seçmenin elini eteğini öper, seçildikten sonra bir dahaki seçime kadar seçmen siyasetçinin elini ayağını öper. Aslında siyasetçi her zaman seçmenin karşısında önünü düğmelemelidir. Bu sebeplerle de yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle, havasıyla suyuyla, toprağıyla taşıyla şu güzel coğrafyada Türkiye'miz hak ettiği yere, daha doğrusu Atatürk'ün dediği 'muasır ve medeni devletler seviyesine' ne zaman gelecek?
Milyonlarca seçmeniz, öyleyse ipin ucu her zaman biz seçmenlerin elinde değil midir? Her seçmen ama her seçmen her şeyi, her partiyi, her türlü şahsi çıkar ve düşünceleri bir kenara bırakmalıyız. Ülkenin çıkarlarını ön planda tutmalıyız, beynimizi çalıştırmalıyız, vicdanımızın sesini dinlemeliyiz. İş yine dönüp dolaşıp biz seçmenlere kalıyor. Siyasetçi zümresini ancak oylarımızla biz seçmenler ıslah edebiliriz. Önümüzdeki seçimlerde Ankara'ya temiz, çalışkan, vatanını ve milletini düşünen siyasetçi gönderecek olursak bizler de geleceğe ümitle bakarız inancındayım. Hangi partiden olursa olsun Meclise gönderdiğimiz milletvekilleri partisinin 'el kaldırma' makinesi olmamalı. Yeter artık deyip gerekli ağırlığımızı koymanın zamanı gelmiştir. Bizleri koyun sürüsü gibi gören siyasetçilere koyun olmadığımızı bizi yönetecekleri akıllıca seçerek göstermeliyiz. İnsanca yaşamanın başka çaresi yoktur. Yakında seçim kampanyasının başlamasıyla birlikte istisnasız her partinin milletvekilleri seçim bölgelerine dağılacak ve halka hitaben 'Türkiye'nin önünü kim açacak? Bizler açacağız. Köklü değişikliği ve büyük hamleyi kimler yapacak? Yine biz yapacağız, ama önce siz seçmen olarak bizim önümüzü açın, bizi tekrar seçin' gibi yuvarlak sözler edecek yüzsüz milletvekillerine mutlaka bizlerin de verecek bir cevabımız olmalıdır. 'Mecliste çıkarılacak bu kadar önemli yasalar ve reformlar yıllardır sizi beklerken oradaki asli görevinizi yerine getirmeden yeniden seçilmek için karşımıza ne yüzle çıkabiliyorsunuz? Önce meclise gidip görevinizi tamamlayınız' diyerek onları meclise vazifelerinin başına geri göndermeliyiz. Her seçmen ortak bu duygularda birleşmeli, demokratik yollarla protestoda bulunmalıdır. İçinde bulunduğumuz istikrarsız koşullara, yalana, dolana, ahlaksızlığa, sahtekarlığa, soygunculuğa teröre ve çeteciliğe karşı hepimiz mevcut milletvekillerini seçim bölgelerimizde protesto etmeliyiz. Sözüm hiçbir zaman vatanı ve milleti için ahlaklı bir şekilde çalışan milletvekillerine değildir.
Vereceğimiz oylarımızla milletvekilliğini 'kutsal bir görev' olarak bilen adayları meclise göndermeliyiz. Hangi partiden olursa olsun Millet Meclisi'ni 'suçlular barınağı ve de geçim kaynağı' haline getirmek isteyen adaylara asla oy vermemeliyiz. Aksi takdirde oyumu verecek parti bulamıyorum diyerek hiçbir partiye oy vermemek veya geçersiz oy vermek veya körü körüne bir partiye oy vermek hiçbir zaman çare değildir. Yapılacak her güzel iş Türkiye'miz için olmalıdır.